« Önceki | Sonraki »

Mayıs 20, 2007

ERKEKLER Mİ?( keyifli bir pazar yazısı)

 

 

  Asırlardır bitmeyen bir tartışmanın içinde buldum geçen gün yine kendimi; 'Kadın mı yoksa erkek mi daha üstün'. Eşitliğe ve her iki cinsinde birbirlerinne göre farklı üstün özelliklere sahip olduklarına inanmama rağmen, bu gibi tartışmalarda(hele de karşı taraf sıkı bir şovenist kimliği sergiliyorsa) feminist duygularım ağır basar. Tabiiki  şimdi burada da hangisi daha üstün onu tartışmayacağım ama  aşağıdaki maddeleri okuyup hangisi olmak daha avantajlı ve keyifli siz karar verin...:))

 

...
1. Pantolon giymek bizim için fizyolojik olarak en az etek kadar
rahattir.
2. Kisiligimiz kullandigimiz arabanin beygir gücü ile dogru
orantili olarak degismiyor.
3. Tuvalette sadece tavana degil, sagimiza solumuza herhangi bir
ölçme-biçme endisesi duymaksizin bakinabiliriz.
4. "Gerçek mi, rol mü yapiyor?"
5. "Damsiz Girilmez" bize bir sey ifade etmiyor...
6. Kirmizi isikta yanimizdaki arabanin bizden önce çikmasi ya da bir aracin bizi sollamasi hiçbir sey demek degildir.
7. Istedigimiz her yerde ve her kosulda ağlayabiliriz.
8. Bedensel hareketlerimiz vücudumuzdaki olasi kaslari
belirginlestirecek diye bir zorunlulugumuz yok...
9. Vücudumuzda kas olacak diye bir zorunlulugumuz da yok hatta..
10. Kas gücü gerektirecek isleri zevkle yapacak birileri her zaman vardir...
11. Dügme, sökük vs. dikmek özel bir beceri gerektirmiyor.
12. Dünya yerle bir olsa önce kadinlar ve çocuklar!
13. "Yoktan var edilen" yapay bedenlerimize tapinacak bir karsi cins varken, kozmetik ürünleri ve estetik cerrahinin olanaklarindan sonuna kadar yararlaniyoruz...
14. Asik oluyoruz... korkmadan.
15. Biraz göbek sevimli mi durur? .. hadi ordan!! siz hiç "kalçalarimdaki yaglar beni çekici gösteriyor" diyen bir kadin gördünüz mü? Asla dis görünüsümüzle ilgili yalan telkinlerle kendimizi kandirmaya çalismayiz.. Rejim gerekiyorsa rejim... alla alla...
17. Duygusal saçmaliklar adina kredi sahibiyiz... çiçek ve çikolata istiyoruz....
18. Evde, banyoda, kil- tüy dökmeyiz...
19. Dokundugumuz bedenin herhangi bir kismindan silikonlar fiskirma korkusu duymayiz... genelde tabi!
20. Sünnet olmayız
21. Meslek grubunda "ev kadini" diye kebap bir seçenek var... 26. Birinden hoslansak da "ilk adim atma kabusu"ndan muafiz...
22. Evet, gelinlik 200.- $, smokin ise 100.-$.. ve her ikisini de
sevgili damat ödüyor...
23. "3 dubleden sonra fecii sarhos olurum" diyebiliriz rahatlikla...
24. "Çirkin" kadin yoktur.
25. 50 yasindan önce hiçbir erkege seks için para ödemek zorunda degiliz.
27. Kisa boy mu? E topuklu ayakkabilar ne güne duruyor ki?
28. Yasimiz ne olursa olsun bir uçan balon tasiyabilir, pamuk
helva ve elma sekeri de yiyebiliriz.
29. Her sabah tras olmak zorunda degiliz.
30. Genellikle istedigimizi almamiz için söylememiz yeterlidir....
32. Bazen istemedigimizi söyleyerek de aliriz.
33. Blue-jean'lerimizin muhtelif kisimlari diger taraflarina göre
dengesiz biçimde beyazlamaz... ya da sararmaz...
34. Kizdigimizda birbirimizin anneleri, kizkardesleri, ebeleri,
dayilari ya da sülalesine dair cinsel taleplerimiz olmaz...
36. Ayakta kalmak(?) için 1,5 kaymakli künefe yememiz gerekmiyor...
37. Bebeklik albümlerimiz sirtüstü çirilçiplak resimlerimizle dolu
degil...
38. "Hadi amcalara göster.." seklinde rezil bir çocukluk animiz da hiç olmayacak...
39. Uçan tekmelerle birbirimizin agzini yüzünü kirdigimiz sporlar
yapmiyoruz...
40. Fiziksel güç iddiamiz yok ama grip olunca da ölümcül birhastaliga yakalanmis gibi iptal olmuyoruz...
41. Silah... hiç iki kizin silahla oynarken birbirini vurdugunu duydunuz mu?
43. Horlamiyoruz....
44. Az bildigimiz bir seyi çok anlatabiliriz.
45. Birbirimize, beklenmedik yikici sonuçlar dogurabilecek, esek
sakalari yapma adetimiz yoktur.
47. Canimizin çektigi yemegi pisirir, kötü de olsa herkese yedirebiliriz.
48. Kerizi parasindan ayirmada Allah vergisi bir yetenegimiz vardir.
49. Sigaramizi yakacak birileri hep vardir...
50. Evde bozulan bir aleti, onarmaya çalisip bir daha
kullanilamayacak hale getirmek yerine tamirci çagirmak rasyonalitesine sahibiz
51. Tükürmeyiz...
53. Giysilerimizden o gün ögle yemeginde ne yedigimiz anlasilmaz.
54. Harika alyansimiz asla killarin arasinda kaybolmaz.
55. Estetik sanatlarin %90'i kadindan esinlenmistir.
57. Ayaklarimiz kokmuyor.
58. "Erkek sözü" gibi ikna etmeye yönelik sifatlar yaratmadik
hiç...Yoksa verilen sözlerin tutulmamasi gibi bir sorun mu var?
59. Övgü ve komplimanlar sadece ruhumuzu oksar geçer, ikna
etmeye yetmez... ya gururu oksanan bir erkek neyi reddeder ki? 60. Çapkinliklarimizin ardindan giysilerimizde, biz istemedikçe
(mesela Monica L. istemisti!), deliller (ruj lekesi, sari saç teli vs.)
bulunmasi ihtimali yok...
61. Toplum içinde organ düzeltme stresi..
62. Cep telefonumuzun sesi popomuzdan gelmez.
63. En sevmedigimiz insanlara bile, öyle gerekiyorsa eger, yeterince dayanabiliriz.
64. Sevisirken sirtimiz yere gelse de bu kazananin karsi taraf
oldugu anlamina gelmez.
65. "Anneme gidiyorum" diyerek kapiyi çarpmak bize yakisan
bir ayricalik...
66. Saçimizi boyayabiliriz... 20 yasinda bile...
67. Çiglik atabiliyoruz... sevinince, üzülünce, korkunca...
68. Aradigimiz adresi, kaybolmadan önce sormayi düsünebiliyoruz...
69. Uzaga iseme, uzaga tükürme, yüksek sesle gegirme vb. karizma krikolarimiz yok....
70. Askere gitmiyoruz..
71. Annelik duygusu... apayridir...
72. Sevgilimize, agabey ya da babamiza ait gömlek, kazak,
mont, T-shirt'leri giyebiliyoruz.
73. Bale, dans, ritmik jimnastik, buz pateni vb. ugraslar edinmemiz cinsel tercihimiz hakkinda tartisma yaratmaz....
74. Hayatimizin hiçbir döneminde kravat takmak zorunda
degiliz...
75. Mücevherler bizim...
76. Yagmurda semsiyesiz kalmayiz.
77. Belli dönemlerimiz, cinayet bile islesek hafifletici
neden kabul edilir.
78. "Bosanmak istersek" tek celsede bosaniriz.
79. "Bosanmak istemezsek" zengin bir dul oluruz.
80. Bir gün önce çikardigimiz çoraplarimizi evin alti üstüne gelmeden, üstelik de kimselere sormadan bulabiliyoruz.
81. Kol saatimizin ayni zamanda hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olmasi gerekmiyor. 82. Playboy Late Night, kirmizi nokta, Tutti Frutti vb. yüzünden
uykusuz geceler geçirmiyoruz.
83. Özel günleri parmagimiza kirmizi iplik baglamadan da hatirlayabiliyoruz..
84. "Kaaaave.."ye gitmiyoruz.
85. Trafik polisinin alkol vs. çevirmelerinden muafiz...
86. Istemezsek hesap ödemeyebiliriz.
87. Yürürken ceplerimizden bozuk para, anahtar, çakmak vs.
sesleri gelmez...
88. Gece eve birakiliriz...
89. Bulasik makinesi karmasik bir dünyadisi mekanizma
degildir...
90. Geceyarisi yataktan sivisip, buzdolabinin isiginda zeytinyagli
dolma, börek ve "hain köfte" yemiyoruz...
91. Ortaliktaki alakasiz her türlü nesne ve sözcükten cinsel çagrisimlar çikarip günün 14 saatini seks düsünerek geçirmeyiz...
92. Kel olmuyoruz...
93. Toplu tasima araçlarinda nadiren ayakta kaliriz.
94. Futbol mu? Bizim tuttugumuz takim genelde kaybetmez...
95. Her basarili erkegin arkasinda bir kadin vardir...
96. Berberde kimse yüzümüzü 800 kolonya ile ovusturarak
gözlerimizi yuvalarindan ugratmiyor.
97. Bizim berberlerin koltuga yaslanmasi ya da üzerimize abanmasi da gerekmiyor...
98. Para cüzdanimiz bir süre sonra kavisli yuvarlak hatli bir
sekil almiyor.
99. Pantolon almaya çikip eve uçak maketi, uzaktan kumandali araba, mini langirt masasi vb. emtia ile dönmüyoruz.
100. Eh... bir de Brad Pitt hak ettik artik


KEYİFLİ PAZARLAR...................:))))

 

 

Dipnot: Maddeler alıntıdır ve bazı maddeler tarafımdan sansürlenmiştir.

Mayıs 19, 2007

Bayramınız kutlu olsun

Mayıs 18, 2007

BÜCÜR BİLGELER...[bu yazıyı izle]

 

 

 

    Çocuklarımızın nelerden  nasıl mesajlar çıkarabildiklerine dikkat etiniz mi hiç ve ne kadarını kullanabildiklerine… Geçen gün oğlumla aramızda geçen bir  diyalogdan sonra, biz ebeveynler olarak algıları tahminimizin çok daha üstünde olan yeni nesil çocuklarımız için doğru seçimler yapmanın ne kadar da etkili olduğunu fark ettim.

     Birlikte TV izlerken geldi kucağıma oturuverdi 6.5 yaşındaki oğlum ve tabii ben de alışkanlık üzre yanağına bir öpücük kondururken ‘seni seviyorum anneciğim’ sözcüklerini de ilave ettim yanına. Oğlumun tepkisi ise ilginçti  “ya anne off  tamam zaten biliyorum, artık söylemeni istemiyorm” (biz yeni nesil anneler belkide bazen abartıyoruz sevgi gösterilerimizi bilemiyorum). Biraz şaşkın birazda alıngan bir ifadeyle; “Anneciğim biliyormusun ben küçükken ananen çoğunlukla beni sevdiğini söylemeyi unuturdu ama bunu duymayı hep çok isterdim, bu beni hala üzer” gibilerinden onun pekte anlayamıyacağını düşündüğüm bir cevap

çıkıverdi ağzımdan. Asıl enteresan cevap oğlumdan geldi, “Geçmişe takılma anne, geleceğe bak “ İnanın bu bilgece lafın üzerine donakaldım ve bir müddet ne söyleyeyeceğimi biledim. Sanki karşımda  küçük oğlum değilde olgunlaşmış ve beni anlayan bir delikanlı bana bakıyordu.  Bir müddet sonra, oğlum sen nereden duydun bu lafı ,ne demek istediğini açıklarmısın deyivermişim. Ettiği bu anlamlı lafı bir güzel açıkladıktan sonra , cok sevdiği ve defalarca izlemekten bıkmadığı’ ‘Aslan Kral’ çizgi filminde geçtiğini söyledi. Uzunca müddette 4-5 yaşlarındayken yine aynı çizgi filmde öğrendiği, ‘akunamatata hiç üzülme hayat çok güzel..’ gibi  sözler içeren bir şarkının sürekli diline dolandığınıda anımsıyorum.

     Bu kısa ama derinJ diyalogtan sonra düşündümde, çocuklarımıza izlettiğimiz çizgi filmlerin, okuduğumuz masalların verdiği mesajlar sandığımızdan çok daha önemliydi. Ve büyük bir ihtimalle hayat felsefelerini oluşturacak temelleri atıyorlardı. ???

 

 

Mayıs 16, 2007

"SAKIN EMEĞİNİ BİLMEYENLERE SUNMA..."[bu yazıyı izle]

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...



Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş... Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş...

Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş...

Ranga Guru ise;

- Sen artık ressam sayılırsın Racaçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmiş... Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün oldugunu belirtmiş.

Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çesitli renklerde yaglı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş.

Raciçi denileni yapmiş...

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamış, firçalar da, boyalar da kullanılmamış... Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..

Ranga Guru ise;

Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanaği ile karşılaşabileceğini gördün...

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı...

Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmedigi bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi...

Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur...

Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartişma...

                                                                                                         (Alıntı)

Mayıs 15, 2007

Bakın Ne Demiş???[bu yazıyı izle]

 

Eflatun' a iki soru sormuşlar;

 

 

 

Birincisi ; "Insanoglunun sizi en çok şaşırtan davranislari nedir ? "
Eflatun tek tek sıralamış :

- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler... 

- Para kazanmak için saglıklarıni yitirirler. Ama saglıklarını geri almak için de para öderler...
- Yarindan endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayisiyla ne bugünü ne de yarını yasarlar...
- Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamis gibi ölürler...

Sira gelmis ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"

Bilge yine sıralamış ;

- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! Yapılması gereken tek sey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır...
- Önemli olan; hayatta "en çok seye sahip olmak" degil, "en az seye ihtiyaç duymaktir"..

 

ANLAYANA........

Mayıs 13, 2007

Ah Şu İcat Günler!

 

 

Sıradan bir günde...

 

Anne: Zahmet etmişsin evladım. Ne gereği vardı şimdi?

Evlat: Gördüm, beğeneceğini düşündüm. ve hemen aldım. İçimden geldi.

Anne: :)))

 

Anneler gününde...

 

Anne: Teşekkürler yavrum da niye zahmet ettin?

Evlat: Imm? Bugün anneler günü ya anne, beğendin mi?

Anne: ???

 

Tabii ki  böyle diyaloglar geçmiyor fakat siz de bir yapmacıklık, bir samimiyetsizlik hissetmiyor musunuz bu gibi günlerde. Bizim için bir anlam ifade etmeyen, bazı aklı sivrilerin sonradan icat ettiği bu suni günlerde. Hoşuma gitmeyen  yanı, bir şeyi sırf başkaları öyle uygun görmüş diye yapıyor olma  samimiyetsizliği sadece. Off yeter ama! Yok oydu, yok buydu..; sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü.....(evlilik veya doğum günlerini bu gruba dahil etmiyorum çünkü bu günler bizim ve yakınlarımız için anlamı olan günler); her güne bir anlam yüklemeniz şart mı yani? Herkes kendi anlamını kendisi katamaz mı? Bütün bu icat günlere karşıyım! Ruhum biraz asi ne yapayım! Ben kendi hediyemi canım isteyince, içimden geldiğinde zaten alırım!

 

 

Dipnot: Anneciğim ( şayet okursan) sakın üzerine alınma ok.? Sana hediye almak herzaman içimden gelir. Sen dünkü yazımı tekrar oku ok? Konu başka...

Mayıs 12, 2007

Özlem...

....

 

 

 

İşte size bir şiirimsi???  Çok hoşuma gitti okuyunca. Üzerimemi alındım ne?  :) Bütün Özlem'lere ve özleyenlere....

 

 

Özlem sevgidir...
Özlem güçtür
Özlem varoluştur... 
Özlem sevdandır...
Özlem bekleyiştir... 

Özlem sabırdır...
Özlem içindeki acıdır

Özlem özlememeye hasrettir 
Özlem özlemeyeni beklemektir...
Özlem özleyeni özlemektir
Özlem bekleme gücüdür...
Özlem gidene ağıttır ...
Özlem kalbine söz geçirememektir
Özlem kaçış değil varoluştur

Özlem çaresizlik değil çaredir ...
Özlem vazgeçmemektir ...
Özlem kelimelerin yetersiz kaldığı andır. 
Özlem sessizliğin çığlığıdır... 
Özlem yaşamındır... 
Özlem gelmiyeceğini bilerek bekleyebilmektir...
Özlem siyah gecelerde ki izdir...

........

..................

 




Mayıs 12, 2007

ANNE OLUNCA ANLARSIN...[Bu yazıyı izle]

 

ANNEM SEN BİR MELEKSİN!!!

   Daha küçük bir kızken, mutluluğumda, üzüntümde, hastalığımda, ilk heyecanlarımda sanki benden daha çok hissedecersine gözlerinde hep bir iki damla yaş görürdüm hani de, nedenini sorardım ya  sana anne ve sen her seferide "Anne olunca anlarsın" derdin bana. Neyi anlayacaktım ki, ben bendim işte, farklı ne olabilirdi ki anne olduktan sora. Taaki ben de bir anne olana kadar  anlamsz bir geçiştirme gibi gelmişti  bu sözlerin bana. Anne olduktan sora ise tek tek ve sırasıyla bulmuştu anlamını  farklı olan şey?

   İlk bebeğimi kucağıma aldığım zaman ki yoğun mutlulukta, gözümdeki yaşlardaydı anlamı. Ona ilk süt verişimde, sebepsiz ağlayışlarındaki çaresizliğimdeydi. Yemek yemediği, iştahsız günlerindeki huzursuzluğumda, hastalanıp ateşlendiği geceler kalp çarpıntıları içinde  başında beklediğim gece nöbetlerindeydi anlam.Hiç bir şeyin bölemediği uykumdan bir "ııh" sesiyle uyanıverişimdeydi. İlk anne deyişini duyduğum zaman, yanağımda beliren damlalarda, ilk adımlarını atarken, düşecek endişesiyle heyecanlanmalrımda, ilk mumunu üflediğindeki varoluş ve varedişin hazzındaydı. Oynarken düşüp bir yerini kanattığında yüreğimin parçlanmasında, bilinçsiz attığım çığlıktaydı. Kreşe gitmek istemediği günler boynuma sarılıp " beni bırakma " anne diye ağladığında çaresiz ve ağlayarak işe gitmelerimde, ilk gösterisinde mağrur ve buğulu gözlerle izleken onu, bana gönderdiği öpücükteydi anlam. Bir derdi olduğunda veya bir soru sorduğunda ona en doğru cevabı verebilme çabalarımdaydı... ve bir anneler gününde " anneciğim seni çok seviyorum, anneler günün kutlu olsun" dediğinde, mutluluktan anneciğim, mutluluktan diye cevap vermek zorunda kalışımdaydı anne olmanın anlamı.

     Canım annem, kimbilir yaşayacağım süreçlerde daha ne anlamlar kazanacak, yıllar önce söylemiş olduğun bu cümle. Bütün diğer anneler gibi, sen de benim meleğimsin.Hep sağlıklı, mutlu ve benimle ol. İyiki varsın. ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN. 

                                                         Özlem

 

 Tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü şimdiden kutlu olsun.

SEVGİLER...