« Önceki |

Hazirane 25, 2007

ÖYLEYSE VARIM... (çeşitleme)[bu yazıyı İzle]

   Uzun sayılabilecek bir es den sonra klavyenin başındayım yine. Sabahtan beri ne yazsam bugün diye düşünürken önce atalalarımızın söylediği “düşün, düşün… işin” deyimiJ(kusura bakmayın ben söylemedim ya), mütakiben de ünlü düşünür Descartes’in anlayan anlamayan herkesçe, yerli yersiz her durumda kullanılarak  zamanla değerini yitirmiş, değerli sözü geldi aklıma “ düşünüyorum öyleyse varım” ( elin atasına bak, bir de bizimkilerin yaptığınaJ). Neyse aklıma geldi ya bir kez, bendeki tilkiler durur mu, çeşitlediler bir güzel bu çook ünlü sözü…

   Vazgeçmiyorum öyleyse varım…

   Kovalıyorum, öyleyse varım

   Mücadele ediyorum öyleyse varım….

   Tartışabiliyorum…

   Her şeye rağmen gülebiliyorum…

   Çekinmeden ağlayabiliyorum…

   Ortaya koyuyorum…

   Eleştiriyorum…

   Eleştiriliyorum…

   Kıskanıyorum…

   Kıskanılıyorum…

   Affedebiliyorum...

   Af diliyorum...

   Korkmuyorum…

   Sevebiliyorum…

   Seviliyorum…

   Korkuyorum…

   Kızıyorum…

   Saçmalıyorum...

    …….

   Hayatı ti ye alabiliyorum öyleyse varım J

 

Varım, ben varım,.....ben varım… vazgeçmiyorum…

 

  Ne demiş Shakespear ünlü oyunu Hamlet' te "Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.."

 

İşte bütün mesele bu !!!

 

 

  

  

Hazirane 18, 2007

Madem ki Bu Bir Günce...[bu yazıyı izle]

    

 

 

  Yoğun ve yorucu bir hafta sonunun ardından saat gece 23:00 itibariyle nihayet evimde ve 23:45 itibariylede çoktandır ihmal etmiş olduğum sevgili güncemin başımdayım işte.

  Oğlumun ilk karne heyecanıyla başladık hafta sonuna ve herzamanki gibi işim gereği son dakika, oğlum karnesini aldıktan sonra yetişebildim okulunaL.  Karne tabii ki çok mutlu ediciydi . Sonrasında okuldan arkadaşları ve anneleriye açık havada yenen eğlenceli ve  birhayli gürültülüJ bir öğle yemeği…Akşamında sevilen dostlarla yenilen, bol sohbetli, gece yarısına dek süren keyifli bir yemek…

   Cumartesi gene yoğun bir gündü denebilir. Büyük bir kahvaltının ardından, oğlumun arkadaşı için hediye seçme telaşı, alışveriş merkezinde çocukların peşinden maraton misali koşuşlarım.. Aralarda “hayır kızım onu almayacağız”, “oğlum o dükkana bugün giremeyiz” ünlemlerimJ, Ardından doğumgünü partisine gidiş… Akşamında uzun süre önce aldığım ama birtürlü izleyemediğim Dvd yi izleyebiliş…J

   Pazar günü coşkulu ve muhteşem bir kahvaltıyla başladık güne... ardından adet üzre * sevgili babacığıma uğrayıp görevimizi icra ettik. Günün en önemli hadisesi ise oğlumun  yüzme kursu idi.. Ondaki ilk gün heyecanı ve sevinci, bendeki telaş ve endişe ve kızımın kıskançlık dolu havuza girebilme gayreti görülmeye değerdi doğrusuJ . Bahçesinde kahve eşliğinde dost sohbetleri..Sonrasında yazlık eve gidiş büyük babamıza görevimizi yerine getiriş, orada ailece yenen kalabalık bir akşam yemeği. Doğayla baş başa geçirilen neşeli saatler, bu saatlerin eşimin Formula yarış tutkusu yüzünden gece saatlerini bulması ve nihayetinde gece yarısını bulan saatlerde evim evim güzel evim nidasıyla kapıyı açış…

   Sanırım anı yaşamaktan başka çaremin olmadığı bir hafta sonuydu yineJ

Herkese neşeli bir hafta diliyorum…

Sevgiyle…

 

 

 

Hazirane 10, 2007

Hayale bak, birde gerçeğe...[bu yazıyı izle]

Nane, limon kabuğu…Hapşuuu!

 

   Bir bakmışsın kavurucu bir sıcak, hemen ardından esen yel ve sonrasında delicesine bir yağmur, sonra yeniden güneş, yeniden bir rüzgar ve inen damlalar…ve hem de yazın tam ortasında, hemde şu güzel tatil günü bendenizin termostatik ayarları bu dengesizlikle daha fazla mücadele edemiyerek, aniden çatlayıverdi, hapşuuuu! pardonJ

  Cuma günü itibariyle ben de hasıl olan halsizliğe ve akıllara ziyan hava koşullarına aldırmadan hafta sonunu park, bahçe ve bilimum açık hava faaliyetleriyle geçirmenin neticesinde per perişan, burnumu çeke çeke, mide krampları içerisinde geçtim gene bilgisayarın başına. Delilik böyle bir şey işteJ  Uzanmışım kanepeme, üzerimde battaniye, üşüyorum… ve öyle çelişen hayaller kuruyorum… Sertab’ın şarkısı ve klibi beliriyor zihnimde...

 

Uzanmışım kumsala

Güneş damlar içime

Kurumuş dudaklarımda

Unutulmuş bir beste

Yaşıyorum aheste

 

Kapılmışım rüzgara

Savrulup gidiyorum

Şimdi çok uzaklarımda

Nafile telaşlarım

Hayattan kaçıyorum

……………………

Tatildeyim….

 

 

İşte hayaller ve gerçekler…

Herkese iyi, mutlu bir hafta diliyorum

 

Haaaapşuuu!:((

Afedersiniz  : )

 

Hazirane 5, 2007

KENDİMDEN UTANDIMM....

TUU BANA! :))

 

   Öylesine, sadece sevilen bir dosta görev icabetiyle ve aslında on beş dakikalığına gittiğim konserden mutlu bir suratla az önce dönmüş bulunmakta olan ben evet önyargılı olduğum için kendimden utanıyorum.

   Sevgili ‘müzükçü’( dostlar arasında böyle sesleniriz) arkadaşımın halk müziği konserine yukarıda bahsettiğim duygular içerisinde gidip, ilk türküyü dinleyip hemen kalkacak edasıyla yarım oturmuş olduğum koltuğa ilk parçayı dinledikten sonra iyice yerleşiverdim. ‘Sarı gelin’ ,’Ordunun dereleri’, ‘Gesi bağları’ ve daha önceden aşina olmadığım bir dolu türküyü kendimde şaştığım bir hüşu içerisinde dinledim. İçinde duygu ve büyük emek olan bir şeyin, nasıl alakasız bir insanı bile içerisine çekebileceğine hayretle şahit oldum.

   İlke ‘ciğim ve çok değerli saz arkadaşları ve öğrencileri, harikaydınız, yüreğinize sağlık. Sayenizde önemli bir ders almış oldum “müzik evrenseldir,  tarzı fark etmemelidir,  iyi müzik ruha dokunur olanıdır”…

Hazirane 3, 2007

Bu mudur yani...?[bu yazıyı izle]

 

   Sabah sabah yaptım şöyle en köpüklüsünden kahvemi, yaktım sigaramı, geçtim klavyemin başına. Oh! Ne  güzel bir pazar sabahı.. Epeydir yazamıyordum da  vakitsizlikten, ben de bir heyecan, bir mutluluktur sormayın, nihayet geçebildim bilgisayarımın başına diye.

   Neyse gelelim sadete, nedir kardeşim birkaç gündür yok sigarayı bırakma günüymüş, yok sigaranın zaralarıymış, yok öldürürmüş. Yine şu gıcık olduğum icat günlerden birisi daha işte. Sanki sigaranın zararları bilinmiyor, bilinse başlanmıyacakmış, aman korktum bırakayım artık şunu denecekmiş gibi…

Madem öyle, konunun üstüne dörtnala giden medya kuruluşları, dernekler.. vs. kimyasal atıklardan; yılda milyonlarca tonu bulan bu ultra kanserojen maddelerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinden, bunlara neden olan kuruluşlardan bahsetseler ve harcadıkları bu yoğun emek ve meblayı bu konu üzerine yoğunlaştırsalar da vatana millete bir hayırları dokunsa. Ha tabii kolayını seçerler, birileri öyle uygun görmüş diye, hadi bugünü “sigarayı bırakma günü” yapalım demiş diye kör topal herkes balıklama olayın içinde. Madem biliyorsun, toplum bilincin var her zaman görelim bu tavrını o zaman…Yook olmaz, gününü beklemek lazım , günü gelmeden olmaz, sakın!. Ya da bu kanserojenler çok umrundaysa,ve fikrinde samimiysen şayet, Mc Donald’s ve türevi fast foodların tehlikelerinden bahseden veya Coca Cola ve türü içeceklerin yasaklanmasını öngören kampanyalarda niye yoksun. Çünkü bu bırakma günlerini icat edenler öyle uygun görmüyor, bilakis destek verilmesini öngörüyor diyemi…

  Sigara zararsızdır, herkes sigara içsin demiyorum elbet ( zaten yapılan anti propagandalar yeterince reklamını yapıyor farkında olmadan??) , demem o ki şu toplumsal ikiyüzlülüğü bırakalım artık. Suni, başkalarının icat ettiği gündemler yerine, samimi, gerçek ve çözümsel kampanyalara imza atalım.

 

Bana müsade, bugün erkenden dışarı çıkasım, çocuklar gibi şen olasım var...:)))))

 

Herkese iyi pazarlar..:)

Mayıs 26, 2007

Tek Taş Geyiği..[bu yazıyı izle]

 

 

 

 " Tek  taşımı kendim aldım birbaşıma kendim taktım girmesinler havaya..." Bugün radyoda tesadüf buya hiç çalmadıysa üç kez çaldı bu şarkı ve dolayısıla da bütün gün dilimden düşmedi. Çokta keyifli bir parça üstelik ama kafama da şu soru takılmadan duramadı.. Mesele tek taşa maddi anlamda sahip olabilmekte mi, yoksa bence asıl anlamı olan sevgi ve bağlılığın( bir ömrü senle geçirmek istiyorumun) bir simgesimi. Birinci şıksa eğer, olay sadece kadınsal ve maddesel bir arzudan kaynaklanıyor ve Nil K.ibrahimgilin duruşuna tezat oluşturuyordu. Eh ikincisiyse eğer, kendin kendine, ne için neden...? Tamam Nil'e, şarkılarına, şarkılarındaki ironiye bayılıyorum ama bu sefer kendisiyle de çelişmiş gibi geldi. Eğer sevginin ifadesi değilse neden takacaktım, eğer öyleyse neden kendi kendime alacaktım yani dimi ama...???:))

 

 

Mayıs 24, 2007

DELİ MİDİR NEDİR??? :((( ( bakış açısı işte)

  Ya bayılıyorum ben bu  kadınlara, hani şu dünyayı takmayan, her konuda mutlaka söyleyecek bir sözü olan, dobra, aklındaki ağzında, muhalif, huysuz, hırçın, komik,inatçı çocuksu tipler. Hani şu dünyanının kurallarına uymak yerine dünyayı kendi kurallarına uydurabilen, ucunda ne olursa olsun bildiğinden geri kalmayan, meraklı, eleştirmekten ve eleştirilmekten korkmayan  hanımlar. Hani şu dokuz köyden kovulacağını bilse de doğruyu söylemekten geri duramayan cesur tipler. Hani şu bırak dağınık kalsın deyip, evinin kapısını çekip çıkabilen, yemek yapamadıysa bile pizza yaparım o zaman? ( söylerimJ ) rahatlığında takıntısız tipler..  Çocukları parkta bahçede oynarken, ayağını çıkarmış, üstü başı çamur içinde, sulara dalıp çıkmış özgür çocukların, çimenlere yayılmış mutlulukla onları izleyebilen özgür anneleri. Yani  şu çocuklarıyla çocuk olabilen, diğer çok bilmiş, mükemmeliyetçi .”obsessive”annelerin göz kenarıyla tenkit edici bakışlarına maruz kalan uçuk kadınlar.Tamam ben oldum artık yeter diyemiyen, meraklı, sürekli yeni birşeyler  öğrenen, keşifçi, sınırlarını zorlamayı tercih eden kültürlü kadınlar..Anı yaşamayı başarabilen, kendisiyle dalga geçebilecek kadar pozitif,  enerjik tipler… sizleri seviyorum.
       

  

Mayıs 20, 2007

ERKEKLER Mİ?( keyifli bir pazar yazısı)

 

 

  Asırlardır bitmeyen bir tartışmanın içinde buldum geçen gün yine kendimi; 'Kadın mı yoksa erkek mi daha üstün'. Eşitliğe ve her iki cinsinde birbirlerinne göre farklı üstün özelliklere sahip olduklarına inanmama rağmen, bu gibi tartışmalarda(hele de karşı taraf sıkı bir şovenist kimliği sergiliyorsa) feminist duygularım ağır basar. Tabiiki  şimdi burada da hangisi daha üstün onu tartışmayacağım ama  aşağıdaki maddeleri okuyup hangisi olmak daha avantajlı ve keyifli siz karar verin...:))

 

...
1. Pantolon giymek bizim için fizyolojik olarak en az etek kadar
rahattir.
2. Kisiligimiz kullandigimiz arabanin beygir gücü ile dogru
orantili olarak degismiyor.
3. Tuvalette sadece tavana degil, sagimiza solumuza herhangi bir
ölçme-biçme endisesi duymaksizin bakinabiliriz.
4. "Gerçek mi, rol mü yapiyor?"
5. "Damsiz Girilmez" bize bir sey ifade etmiyor...
6. Kirmizi isikta yanimizdaki arabanin bizden önce çikmasi ya da bir aracin bizi sollamasi hiçbir sey demek degildir.
7. Istedigimiz her yerde ve her kosulda ağlayabiliriz.
8. Bedensel hareketlerimiz vücudumuzdaki olasi kaslari
belirginlestirecek diye bir zorunlulugumuz yok...
9. Vücudumuzda kas olacak diye bir zorunlulugumuz da yok hatta..
10. Kas gücü gerektirecek isleri zevkle yapacak birileri her zaman vardir...
11. Dügme, sökük vs. dikmek özel bir beceri gerektirmiyor.
12. Dünya yerle bir olsa önce kadinlar ve çocuklar!
13. "Yoktan var edilen" yapay bedenlerimize tapinacak bir karsi cins varken, kozmetik ürünleri ve estetik cerrahinin olanaklarindan sonuna kadar yararlaniyoruz...
14. Asik oluyoruz... korkmadan.
15. Biraz göbek sevimli mi durur? .. hadi ordan!! siz hiç "kalçalarimdaki yaglar beni çekici gösteriyor" diyen bir kadin gördünüz mü? Asla dis görünüsümüzle ilgili yalan telkinlerle kendimizi kandirmaya çalismayiz.. Rejim gerekiyorsa rejim... alla alla...
17. Duygusal saçmaliklar adina kredi sahibiyiz... çiçek ve çikolata istiyoruz....
18. Evde, banyoda, kil- tüy dökmeyiz...
19. Dokundugumuz bedenin herhangi bir kismindan silikonlar fiskirma korkusu duymayiz... genelde tabi!
20. Sünnet olmayız
21. Meslek grubunda "ev kadini" diye kebap bir seçenek var... 26. Birinden hoslansak da "ilk adim atma kabusu"ndan muafiz...
22. Evet, gelinlik 200.- $, smokin ise 100.-$.. ve her ikisini de
sevgili damat ödüyor...
23. "3 dubleden sonra fecii sarhos olurum" diyebiliriz rahatlikla...
24. "Çirkin" kadin yoktur.
25. 50 yasindan önce hiçbir erkege seks için para ödemek zorunda degiliz.
27. Kisa boy mu? E topuklu ayakkabilar ne güne duruyor ki?
28. Yasimiz ne olursa olsun bir uçan balon tasiyabilir, pamuk
helva ve elma sekeri de yiyebiliriz.
29. Her sabah tras olmak zorunda degiliz.
30. Genellikle istedigimizi almamiz için söylememiz yeterlidir....
32. Bazen istemedigimizi söyleyerek de aliriz.
33. Blue-jean'lerimizin muhtelif kisimlari diger taraflarina göre
dengesiz biçimde beyazlamaz... ya da sararmaz...
34. Kizdigimizda birbirimizin anneleri, kizkardesleri, ebeleri,
dayilari ya da sülalesine dair cinsel taleplerimiz olmaz...
36. Ayakta kalmak(?) için 1,5 kaymakli künefe yememiz gerekmiyor...
37. Bebeklik albümlerimiz sirtüstü çirilçiplak resimlerimizle dolu
degil...
38. "Hadi amcalara göster.." seklinde rezil bir çocukluk animiz da hiç olmayacak...
39. Uçan tekmelerle birbirimizin agzini yüzünü kirdigimiz sporlar
yapmiyoruz...
40. Fiziksel güç iddiamiz yok ama grip olunca da ölümcül birhastaliga yakalanmis gibi iptal olmuyoruz...
41. Silah... hiç iki kizin silahla oynarken birbirini vurdugunu duydunuz mu?
43. Horlamiyoruz....
44. Az bildigimiz bir seyi çok anlatabiliriz.
45. Birbirimize, beklenmedik yikici sonuçlar dogurabilecek, esek
sakalari yapma adetimiz yoktur.
47. Canimizin çektigi yemegi pisirir, kötü de olsa herkese yedirebiliriz.
48. Kerizi parasindan ayirmada Allah vergisi bir yetenegimiz vardir.
49. Sigaramizi yakacak birileri hep vardir...
50. Evde bozulan bir aleti, onarmaya çalisip bir daha
kullanilamayacak hale getirmek yerine tamirci çagirmak rasyonalitesine sahibiz
51. Tükürmeyiz...
53. Giysilerimizden o gün ögle yemeginde ne yedigimiz anlasilmaz.
54. Harika alyansimiz asla killarin arasinda kaybolmaz.
55. Estetik sanatlarin %90'i kadindan esinlenmistir.
57. Ayaklarimiz kokmuyor.
58. "Erkek sözü" gibi ikna etmeye yönelik sifatlar yaratmadik
hiç...Yoksa verilen sözlerin tutulmamasi gibi bir sorun mu var?
59. Övgü ve komplimanlar sadece ruhumuzu oksar geçer, ikna
etmeye yetmez... ya gururu oksanan bir erkek neyi reddeder ki? 60. Çapkinliklarimizin ardindan giysilerimizde, biz istemedikçe
(mesela Monica L. istemisti!), deliller (ruj lekesi, sari saç teli vs.)
bulunmasi ihtimali yok...
61. Toplum içinde organ düzeltme stresi..
62. Cep telefonumuzun sesi popomuzdan gelmez.
63. En sevmedigimiz insanlara bile, öyle gerekiyorsa eger, yeterince dayanabiliriz.
64. Sevisirken sirtimiz yere gelse de bu kazananin karsi taraf
oldugu anlamina gelmez.
65. "Anneme gidiyorum" diyerek kapiyi çarpmak bize yakisan
bir ayricalik...
66. Saçimizi boyayabiliriz... 20 yasinda bile...
67. Çiglik atabiliyoruz... sevinince, üzülünce, korkunca...
68. Aradigimiz adresi, kaybolmadan önce sormayi düsünebiliyoruz...
69. Uzaga iseme, uzaga tükürme, yüksek sesle gegirme vb. karizma krikolarimiz yok....
70. Askere gitmiyoruz..
71. Annelik duygusu... apayridir...
72. Sevgilimize, agabey ya da babamiza ait gömlek, kazak,
mont, T-shirt'leri giyebiliyoruz.
73. Bale, dans, ritmik jimnastik, buz pateni vb. ugraslar edinmemiz cinsel tercihimiz hakkinda tartisma yaratmaz....
74. Hayatimizin hiçbir döneminde kravat takmak zorunda
degiliz...
75. Mücevherler bizim...
76. Yagmurda semsiyesiz kalmayiz.
77. Belli dönemlerimiz, cinayet bile islesek hafifletici
neden kabul edilir.
78. "Bosanmak istersek" tek celsede bosaniriz.
79. "Bosanmak istemezsek" zengin bir dul oluruz.
80. Bir gün önce çikardigimiz çoraplarimizi evin alti üstüne gelmeden, üstelik de kimselere sormadan bulabiliyoruz.
81. Kol saatimizin ayni zamanda hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olmasi gerekmiyor. 82. Playboy Late Night, kirmizi nokta, Tutti Frutti vb. yüzünden
uykusuz geceler geçirmiyoruz.
83. Özel günleri parmagimiza kirmizi iplik baglamadan da hatirlayabiliyoruz..
84. "Kaaaave.."ye gitmiyoruz.
85. Trafik polisinin alkol vs. çevirmelerinden muafiz...
86. Istemezsek hesap ödemeyebiliriz.
87. Yürürken ceplerimizden bozuk para, anahtar, çakmak vs.
sesleri gelmez...
88. Gece eve birakiliriz...
89. Bulasik makinesi karmasik bir dünyadisi mekanizma
degildir...
90. Geceyarisi yataktan sivisip, buzdolabinin isiginda zeytinyagli
dolma, börek ve "hain köfte" yemiyoruz...
91. Ortaliktaki alakasiz her türlü nesne ve sözcükten cinsel çagrisimlar çikarip günün 14 saatini seks düsünerek geçirmeyiz...
92. Kel olmuyoruz...
93. Toplu tasima araçlarinda nadiren ayakta kaliriz.
94. Futbol mu? Bizim tuttugumuz takim genelde kaybetmez...
95. Her basarili erkegin arkasinda bir kadin vardir...
96. Berberde kimse yüzümüzü 800 kolonya ile ovusturarak
gözlerimizi yuvalarindan ugratmiyor.
97. Bizim berberlerin koltuga yaslanmasi ya da üzerimize abanmasi da gerekmiyor...
98. Para cüzdanimiz bir süre sonra kavisli yuvarlak hatli bir
sekil almiyor.
99. Pantolon almaya çikip eve uçak maketi, uzaktan kumandali araba, mini langirt masasi vb. emtia ile dönmüyoruz.
100. Eh... bir de Brad Pitt hak ettik artik


KEYİFLİ PAZARLAR...................:))))

 

 

Dipnot: Maddeler alıntıdır ve bazı maddeler tarafımdan sansürlenmiştir.